Erdoğan 'Papa' olsaydı yine de böyle olur muydu? - 1
Aydın Kol

Erdoğan 'Papa' olsaydı yine de böyle olur muydu? - 1

Bütün darbelerden özellikle son iki darbeden bütün cemaatler mağdur olurken “hizmet” hareketinin herhangi bir mağduriyet yaşamaması dikkat çekici değil midir?

 Her şart ve saikte  gerek askeri gerekse siyasi vesayete biat eden bu cemaatin, zamanında da bana göre kerhen!  desteklediği  Erdoğan ve Ak Parti’ye karşı savaş baltalarını çıkarmasının sebepleri iyi irdelenmelidir.

Hoşgörü, uzlaşma, diyalog gibi cemaatin dillere peleseng olan kavramlarından, zaman kardeşlik zamanı gibi televizyonlarda dönen reklam filmlerinden  barışçıl  sembollerle donatılmış bir hareket olduğunu biliyorduk.

Hükümet tarafından sistematik bir şekilde cemaate karşı en ufak dahi bir operasyon yapılmamışken, 28 Şubatın kudretli generali Çevik Bir’e yazılan  mektupta “Devlet okulları dilediği zaman devralabilir” (mealen!) okullarım size feda olsun denmekte iken neden Erdoğan’a aynı üslup gösterilmedi ya da benzer öneri getirilmedi. Ya da ne bileyim Papa’ya gösterilen tevazu, saygı neden bizim insanlarımızdan çok görüldü. İnsan sormadan edemiyorErdoğan Papa olsaydı yine de cemaat böyle bir refleks gösterirmiydi?”

Kendini cemaate yakın hisseden ve gönül verenlerinin tamamına yakınının desteklediği AK Parti iktidarının son iki yılında, kelime cambazlıklarının yapıldığı,  gözyaşının eksik olmadığı dil gitmiş yerine oturduğu yerden fırlarcasına beddualar eden bir din adamı gelmiş. Mavi Marmara olayında otoriteden izin alınsaydı diyen, 28 Şubatın siyasi ve askeri erkanını otorite kabul eden birine sormazlar mı? Seçimle gelmiş, sana gönül verenlerin de oyunu almış Erdoğan ve onun hükümeti otorite değil miydi?  

Kendilerine verilen misyon yada -kendilerinin ifadesiyle- hak etmedikleri muamelelere tepki olarak, cemaat ne yazık ki siyasi alanın dizaynına yönelik eylemlerin bilerek ya da bilmeyerek kasıtlı ya da kasıtsız tam odağında olduğunu, Dün defterlerini dürdüğü, dürmeye çalıştığı kişi ve kurumlarla protokol kapılarından değil de  acil çıkış kapılarından girerek görüşmeler yaptığını artık hepimiz biliyoruz.

Bir din adamının siyasete dair söyleyecek bir şeyleri varsa ve siyaseti hedef alıyorsa siyasilerin de ona yönelik söyleyecekleri mutlaka olacaktır. Siyaset ve onun aktörleri işin doğası gereği bu refleksi gösterir. Ama bir din adamın önceliği bu değildir. İtidaldir, duadır, sabırdır.

Cemaatin ve cemaate  yakın televizyon gazete ve yazarlarını takip ettiğinizde Cemaatin güdülendirildiği hedefin Erdoğan’ı bitirmek onu diz çökertmek olduğunu anlamak için ortalama bir zeka bile fazladır.  

Cemaatin bu hedefe şu nedenlerle motive edilme ihtimalinin çok yüksek olduğu kanaatindeyim. Zira kendi basın yayın organlarında bunlar sıklıkla dile getirilmektedir.

“Erdoğan ilk yıllarında olduğu gibi reformist değil. Ülke hızla demokrasiden, özgürlüklerden uzaklaşıyor. Dış politikada eksen kayması var. Diktatörlüğe doğru giden bir yapı var. Hırsızlık yolsuzluk  almış başını gidiyor. (Bazı şerhlerim olmakla beraber 2014 e kadar çalmadılar da şimdi mi çalmaya başladılar) Çözüm sürecinin,  PKK ile müzakerenin, Güneydoğu’da özerk bir yapıyı doğuracağı ve ülkeyi bölünme noktasına getireceği vs. vs.

Büyük bir siyasi risk alınarak hayata geçirilen çözüm sürecinde Ak Parti’nin yol haritasında izlediği metodun yanlış olduğunu söylemek bir hakkın teslimidir. Bunu da partinin yetkilileri açık ve seçik bir şekilde kabul etmişlerdir. Denenmemiş bir yol ve yöntemdi. Ama ne yazık ki birtakım sebeplerden dolayı başarıya ulaşamadı. Muhalefetten ve toplumdan gelen uyarılar dikkate alınmalıydı. Bu başlı başına ayrı bir değerlendirme konusu.

Konumuza dönecek olursak; netice itibariyle büyük resimde Türkiye’yi hedef alanların cemaatin eline tutuşturduğu eylem planı Erdoğan’ı öyle ya da böyle bitirmek.  .

İşin acı gerçeği Erdoğan ve Ak Parti düşmanlığı gözleri  o kadar karartmış ki vatana ihanet boyutuna ulaştığının farkında bile değiller. Bu yönde hazırlanan iddianameler öyle hafife alınacak cinsten değil.

Erdoğan’ın  ve hükümetlerinin İslami! Terörü desteklediği şeklinde uluslararası platformda özellikle Amerika’da  yapılan kara propagandalarla Batının islam ve terör konusundaki hassasiyetinden yararlanıp,  ilişkilendirmeyi bu zaviyeden kurup Erdoğan’ı uluslararası alanda köşeye sıkıştırmak ve yargılatmak planın bir parçasıydı. Zaten buna dışarıda  hazır kıta bekleyen Türk ve Türkiye düşmanı senatör, diplomat, monşer gibi bu tip zevatlardan istemediğin kadar mevcut.

Burada Cemaati bir sorun bekliyordu.

Erdoğan’ın bitirilmesi konusunda motive edilen cemaatin üst yapısının karşılaşacağı en büyük sorun bunu kendi tabanına, gönül verenlerine nasıl izah edecek olmasıydı. Öyle ya Türkiye’nin dış politikası eskisi gibi değil, eksen kayması gibi argümanlar çok kabul görmezdi. Bu türden bahanelerle, tabanın desteklediği sempati duyduğu hatta ve hatta gönüllü olarak çalıştığı siyasetin bir kurumu mücadele yapılamazdı.

Şakirtleri, mütevellileri gönül verenleri ikna edecek daha elle tutulur gözle görülür bir argüman lazımdı.  Dershanelerin kapatılması gibi. Kuvvetle muhtemeldir ki somutlaşan henüz bir şey yokken tasarının Milli Eğitim Bakanlığından servis edilmesi yine cemaat tarafından yapılmıştır. Zira servis yapma hususunda istihbarat örgütleri kadar mahir oldukları çokça örnekte mevcuttur.

Cemaate göre; Ak Parti gittikçe büyük bir güç haline gelen cemaati bölmek, gücünü azaltmak için cemaat ile mücadele yoluna girmişti. Ama bunu ellerinde destekleyen tek belge 25 Ağustos 2004 tarihli MGK tavsiye kararıdır. (MGK kararları tavsiye niteliğinde olmasına rağmen öncelikli yapılacak işlerdendir) Sonrasında ise bu tavsiye kararına uygun olarak 28 Ekim 2004 tarihli Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer imzalı genelge yayınlandı.  Ak Parti İktidar olalı yaklaşık 2 yıl olmuş. İktidar olmuş  ama muktedir olamamıştı.

Devletin yerleşik vesayetçi kurumları hala dimdik ayakta iken 2004 yılında alınmış kararlara şeklen imza atılmış ama gereği  hiçbir zaman yapılmamıştır. Cemaate mensup olduğu gerekçesiyle 2014 yılına kadar kim görevden alınmış,  hangi kurumlarına baskın yapılmış, cemaatçi olduğu için önü kesilmiş hangileri kapatılmış. Aksine cemaat mensubu olmak prim yapmış. Yasama, yürütme ve yargı organlarında en üst makamlara kadar çıktıklarını kim inkâr edebilir.  Buna vicdan sahibi hangi cemaat mensubu itiraz edebilir.

Yazımın bir sonraki devamında cemaatin, AK Parti’ye cephe almasının gerçek sebebinin ne olduğuna dair fikirlerimi paylaşacağım.

NOT: Cemaat kavramı, dini değil sosyolojik mânada kullanılmıştır. 

Bununla ilgili sen ne düşünüyorsun?
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Oshima Tershanesi'nde Türkler İçin Yapılan Gemi Suya İndi.
Oshima Tershanesi'nde Türkler İçin Yapılan Gemi Suya İndi.
Bakanlık gürültü kirliliğini mercek altına aldı
Bakanlık gürültü kirliliğini mercek altına aldı