Taşeron Demirtaş’a göre dua vakti
Aydın Kol

Taşeron Demirtaş’a göre dua vakti

Hendek kazanlar için günde beş vakit dua isteyen Demirtaş; devrimci halk savaşçıları diye adlandırdığı teröristlerin öldürdüğü masum insanlar için bir Fatiha istedi de biz mi duymadık?

Dağa kaçırılan körpe gençler için birkaç cümle sarf etti de biz mi işitmedik?

Çocukları kaçırıldığı için, Diyarbakır Belediyesi önünde oturma eylemi yapan Kürt annelerinin yüreğine su serpti de bizim mi haberimiz olmadı?

Alemlere rahmet olan, iki cihan serveri Peygamber Efendimize hakaret içeren afişi asanlar için bir şey söyledi de biz mi atladık?

Demirtaş, kendine verilen rolün gereğini yerine getiriyor. Kendi halkı – ki olmadığına dair  derin şüphelerim var- perişanlık, sefalet ve yokluk içinde ölümle burun buruna iken kendisi havuzlarda, lobilerde, plazalarda, salonlarda racon kesiyor.

O coğrafyada hiçbir karşılığı olamayacak İpe sapa gelmez ideolojik söylemlerine, boncuk boncuk terlerken söylediklerine,  topu topu birkaç ezberden öteye gitmeyen içi boş klişelerine kendileri bile inanmıyor. Bağlama çalmakla, şirinlik yapmakla, esprili birkaç laf sokmayla durumu kotarmaya çalışması da bundandır…

Eline ne tutuşturulmuşsa ona göre davranıyor.

Rusya’ya gidiyor. Belli ki şimdi de Putin’den sufle alacak.

Demirtaş ve şürekası perdenin önündeki kukladır. Bugünlerde merkez medya ve onun köşelerini tutmuş bazı yazarları kendisine güzellemeler, onun coğrafyasına ve halkına yapmış olduğu ihaneti kapatamayacaktır.

Onlarda biliyor; her daim İslam olmak ile övünen bir topluluğu artık dünyada birkaç başarısız örneği kalan Allahsız, inançsız bir sistemin peşinde sürüklemenin zor olduğuna. Bu yüzden PKK ve HDP’ye en sert direnci dindar Kürtler gösteriyor. 6-8 Ekim hadiselerinde Yasin Börü ve arkadaşları gibi inançlı ve dindar insanları kahpece katletmeleri de camileri tahrip etmeleri yakmaları da bundan dolayıdır. Kinlerini dışa vuruyorlar.  Peygamberler, evliyalar, erenler coğrafyasını necaset dolu cümleleriyle kirletiyorlar.

Aklıma gelmiyor değil?  İslam’la sorunları olan acaba bunlar mı? Yoksa bunlar İslam’la sorunları olanların kuklaları mı? Ya da her ikisi mi?....

Yeri gelmişken Mekanı cennet olsun Cemil Meriç’in bir tespitine atıfta bulunmak gerekir.  “Batı bizi İslam olarak görür Osmanlı ya da Türk değil.”  Dolayısıyla dün de bugün de içeriden dışarıdan yapılan her saldırı bizim İslam kimliğimizedir. Yarın da öyle olacak.

Bir tarafta Kürtlerin kurtuluşu için özgürlüğü için mücadele veren sözde Kürtler!

Diğer tarafta  30 yıllık ezberi bozan bir iktidar.

Reis-i Cumhurumuz Sayın Erdoğan tüm ezberleri bozup, rejimin yılmaz bekçilerini de karşısına alarak siyasi hayatına mal olabilecek bu konuya neşter atınca tüm refleksler vatan hainliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü etrafında cereyan etmedi mi?  

Adında dahi uzlaşılamayan, daha telaffuz aşamasında iken vatan hainliği suçlamalarına konu olan, yerleşik tüm kurumların teyakkuza geçtiği, cumhuriyet tarihimizin en büyük sorunu, bedeli hiçbir şeyle ölçülemeyen  onbinlerce Can’a, milyar dolarlarca ekonomik kayba neden olan ve bir ülkenin sıçramasına ve hamle yapmasına mani olan  Kürt meselesi/ Güneydoğu sorunu/çözüm süreci/ milli birlik ve beraberlik süreci  adına her ne denilirse denilsin  yakın tarihimizin en büyük travmasına siyasi erkin büyük bir riski göze alarak cerrahi müdahale etmesinin takdir edilmesi gereken bir tarafı yok mudur?

(Burada istihbarat örgütümüz ile  idari  makamların ve kolluk güçlerinin zafiyeti olduğunu tartışmak bile fazladır. Dondurucuya koyulmazdan önce çözüm sürecinde güvenmek ve inanmak üzerine kurgulanmış her türlü toleransın karşılığı bugün sokağa çıkma yasağı ve sivillerin hayatının zehir olması olarak karşımıza çıkıyor. İhmaller ve ihlaller üzerine derin analizler yapılarak tekrarı önlenmelidir.)

HDP/PKK  Kürtlerin makus talihinden kurtulmak için altın fırsatı birlikte  heba etmişlerdir. Erdoğan ve Ak Partinin yapmış olduğu tarihi reformları boşa çıkarmaya hafife indirgemeye çalışarak mevcudiyetlerinin devamının gayreti içerisinde olmuşlardır. Dillerine peleseng ettikleri “Devlet tabi ki yapacak, Devlet tabi ki verecek. Bunlar bizim en doğal haklarımız.” Söylemlerinin bugüne kadar  değil bu hakları  vermek ifade edilmesi  bile  mümkün olmadığını onlar da çok iyi bilmekteler  ama nafile… Meclisten yaka paça dışarı atılan milletvekillerini ne de çabuk unutmuşuz. Boşaltılan köyleri ne de çabuk unutmuşuz. Dışkı yedirtilen insanları ne de çabuk unutmuşuz. Kürtçe şarkı söyleyen sanatçıların tu kaka yapılıp linç edilmesini ne  de çabuk unuttuk.  

Ezcümle HDP/PKK’nın  istediği ne  barıştır ne de Kürtlerin refahıdır.

Neden istemediği kısmına gelince; PKK’nın ortaya çıkışı  silah ve terörle sahaya inme süreci; onların ifadesiyle “TeCe”nin  inkar ve asimilasyon politikalarına bir başkaldırış olsa idi bugünkü tutum ve tavırları bu minvalde olmazdı.

Devlet, bölücü terör örgütünün beslendiği tüm damarları kurutmak için ortaya bir irade koymaktadır. İzlenen politika ve yöntemler tartışılabilir. Ama şundan eminim Kürtlerin sisteme entegrasyonu ve terör belasından kurtulmak üzere yapıldığına dair elimizde yeterince veri bulunmaktadır.

Devletin şu an izlediği tüm politikalar bölgede barışı ve huzuru sağlamak üzeredir. Barış ve Huzur tesis edilirse HDP/PKK’nın varlık sebebi ortadan kalkacaktır. Hal böyle olunca kaybettikleri  ya da kaybedecekleri alanlarını korumak içinde tahrik ve şiddetle durumu canlı tutmaya ve devletin sivillere yönelik reflekslerini test etmeye koyulmuşlardır. Dağa çıkaracak gönüllü ya da gönülsüz eleman sıkıntısı yaşayan terör örgütü şehirlerde sivillerin arasına karışarak sokakları terörize etmeyi seçmiştir. Hendeklerin kazılması ya da öz yönetim/öz savunma gibi  yöntemlerle sonuç alınamayacağını çok iyi biliyorlar.  (Burada şu hususa dikkat çekmekte fayda var. Diyarbakırda zengin insanların yaşadığı yerlerde herhangi bir anarşik eylem, nümayiş olmaması garip değil mi?) Amaç hayatı daha da çekilmez hale getirip sivil masum insanları devlete karşı kışkırtmak. Ama Halk devletine isyan etmektense terör örgütünün tüm tehditlerine rağmen şehirlerden kaçmayı göze almaktadır. Kaçamayanlar ise devletin bir an önce sokaklara hakim olmasını beklemektedir.

Önceden devlet köyleri boşaltırdı. Şimdi de terör örgütü şehirleri…. Ne garip değil mi? önceden askerden polisten kaçan bölge halkı şimdi de terör örgütünden kaçıyor.

 

Bununla ilgili sen ne düşünüyorsun?
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Oshima Tershanesi'nde Türkler İçin Yapılan Gemi Suya İndi.
Oshima Tershanesi'nde Türkler İçin Yapılan Gemi Suya İndi.
Bakanlık gürültü kirliliğini mercek altına aldı
Bakanlık gürültü kirliliğini mercek altına aldı