Üç yaprak düştü üç güzel insan…
Aydın Kol

Üç yaprak düştü üç güzel insan…

Hatırlıyorum. Daha dün gibi diyemesem de belki önceki gün belki geçtiğimiz haftaydı sanki. Sıralarımıza oturmuşuz. Öğretmenimizi bekliyoruz. Okul önünde selam vermek için yarıştığımız ilk sevgilimiz öğretmenizi bekliyoruz. 
Ne de büyükmüş önlüklerimiz, neredeyse diz kapaklarımıza inen kollarımızın içinde  kaybolduğu devasa kostümler. Beyaz yakalar, kırmızı kurdeleler.

Kimbilir  belki ilkokulu yeni bitirmiş bir tanıdıktan temin edilen belki de beşinci sınıfa kadar giyilebilir umuduyla büyükçe diktirilen kara önlükler. Sağ cepte burun mendili sol cepte el yüz mendili. Ama burunlar yine de sümüklü hep sümüklü…
Saçlar modelsiz tek tip kesim üç numaraya yakın  alaburus kesimler. Herkesin berberi aynı. Sizi bilmem ama benim saçlarımı mahallemizin diş doktoru tıraş ederdi. Bizim berber aynı zamanda hünerli dişçiydi. Kerpeteninden başka alet edevatı olmaması çok mu önemliydi sanki. Sağ ve sol kolunu tutan bir babayiğit ile başını sıkıca kavramış berber kalfası morfinden daha etkili oluyor ama tavsiye etmem. Gösterdiğin mukavemet acı duymanı engelliyor. Saç kestirmeye gitsen bile aynı travmayı yaşıyorsun. Koltukta kuzu kuzu oturuyorsun. Kesimi beğenmemek gibi trip atma şansın da yok…

Hiç unutmuyorum sınıfımızda çağları gösteren afişler vardı. Yontma taş, cilalı taş ilk çağlarda taşlar ne kadar da değerliymiş. Büyünce öğrendim modern zamanlarda da taşların değerli olduğunu. Çağları değiştiren taşlar gitmiş şimdilerde çoğu kapıyı açan tek taş’lar gelmiş.

Bir de mevsimlerin döngüsünü anlatan afişler vardı. Sonbahar ile başlayan yaz ile biten kartonlar. Sonbahar, Kış, İlkbahar, Yaz. Sonbaharı en iyi düşen yapraklar anlatıyormuş ki öyle resmetmişler.  O günlere dönebilsem öğretmenime itiraz ederdim. “Örtmenim, yanlış dizilmiş. Sonbahar başta olmaz ki” derdim. 

Şimdiler de ise takvim yaprakları anlatıyor son baharı, bir de birer birer giden dostlar, arkadaşlar hepsi de haber vererek gitti. Ani gitmeler değildi hiçbiri. Alıştıra alıştıra, yavaş yavaş. Biz gidiyoruz demediler ama, onlarda biliyordu biz de biliyorduk. Dönüş Allah’a…
Hüküm Allah’ın karşı koymak mümkün mü, çare mi?
“İnnâ lillâh ve İnnâ ileyhi Râciûn”
Şüphesiz Biz Allah’tan Geldik ve Şüphesiz Dönüşümüz O’nadır

Önce Salih Ünsal abimiz gitti. Neşeli, samimi, yardımsever, Sonra Barış Taşcı kardeşimiz gitti. Dürüst, çalışkan, naif ve son olarak Mustafa Demir abimiz gitti. İmanlı, ihlaslı, sebatkar.. Hiçbirisine diyemedik sırası mıydı şimdi. Diyemezdik te zaten. Hepsi verdikleri imtihanının farkındaydı. Ağızlarında ne bir isyan ne bir serzeniş. Kalplerinde de öyleydi. Üçü de çağımızın vebası kanser hastalığına yakalanmıştı ve üçü de durumlarından zerre kadar şikayet etmediler. Hepsine şahidim. 
Ben razıyım Allah’ta kendilerinden razı olsun, Allah rahmetiyle muamele etsin.
Üçünüde tanıdığım için çok şanslıyım ve üçünü de unutmayacağım
Mekanları cennet olsun İnşaallah…
Üç yaprak düştü üç güzel insan…

 

 

Bununla ilgili sen ne düşünüyorsun?
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Weecomi Markası ile Dünyaya Yazılım Satıyor
Weecomi Markası ile Dünyaya Yazılım Satıyor
Twitter'dan 280 karakter atağı
Twitter'dan 280 karakter atağı